
Türkülerin en yalın halini kendi üslubu ve gitarı ile yorumlayan Kıraç’ın yeni
albümü “Garbiyeli” çıktı.
Sanatçı ile albümünden, dizi müziklerine, Gazze’den çocuk talebinden, oyunculuğa
kadar herşeyi konuştum.
Kıraç anlattı...
NOT: "Garbiyeli", Kıraç'ın doğduğu şehir
Kahramanmaraş'ta sıcak yaz akşamları öncesi esen rüzgâra verilen ad.
‘Garbiyeli’de
türküler rüzgâr gibi mi esecek?
Öyle olmasını umut ediyoruz. Rüzgâr tadında olmasını ve insanları hoş bir
mutluluğa bırakmasını istiyoruz bu albümün. Benim için önemli olan dinleyenlere
huzurlu, mutlu hissettirmesi ve hayal dünyalarına farklı ufuklar açması.
Yeni türkü albümü sürecinizi paylaşır mısınız?
Bu şarkıların altı tanesi 2001 yılında sadece kendim için gitarla yaptığım
kayıtlar. Çevremdekiler ‘Bunu albüm yapalım’ dese de ben başta istemedim. Çünkü
yoğun bir dönemdi. Kendi albümlerimi, şarkılarımı ve dizi müzikleri yapıyordum.
“Kıraç her şeye el attı” gibi bir görüntü vardı. Bu yüzden bunu da o araya
sıkıştırmış gibi olmak istemedim. Çünkü bu benim için müzikalite adına özel bir
çalışma. Türkiye’deki müziğin yönlendirilmesi anlamında da dikkatle dinleyenler
ve müzisyenler için önemli bir iş olduğunu düşünüyorum.
Biliyorum ki babanızdan öğrendiniz çoğu türküyü ilk olarak.
Babam Türk halk kültürü konusunda Türkiye’deki en yetkili, en bilgili
insanlardan birisi. Ondan çok faydalandım.
Türkü albümünüz daha çok arşivlik olma düşüncesini mi barındırıyor?
Arşivlik olsun tabiî ki. Ama asıl derdim kırsalda ya da şehirde nerede
olursak olalım bu türkülerin, bu kültürün yansımalarının yanımızda olması.
Hayatımızın her anında olmalılar. Yani sadece arşivlik de diyemeyiz. Her zaman
dinlememiz gereken ve güçsüz kaldığımızda sığınırsak çıkış yolu göstereceğini
umduğum bir çalışma bu.
Gazze'de anne ve babasını kaybetmiş bir çocuğu evlat edinmek için
başbakandan mektupla yardım istediniz. Yanıt geldi mi?
Henüz yanıt gelmedi. Yanıt gelmemesini olumsuz olarak algılamıyorum şu an için.
Ama sanırım Filistin hükümeti buna olumlu bakmamış. “Çocuklarımızı evlatlık
vermek istemiyoruz” demişler. Bu girişimim savaşlarda çocuk ölümlerinin
durdurulması adınaydı. Oradaki çocukların sadece Filistinlilerin çocuğu
olmadığını, bütün dünyanın çocuğu olduğunu fiilen anlatmaya çalışmaktı amacım.
Hiçbir siyasi içeriği yok tamamen insancıl, insani boyutta ve insanları, bütün
dünyayı insan olmaya davet eden bir girişim benimki.
Dünyada on bin tane Filistinli çocuğu evlat edinilmesi o savaşı bitirirdi. Ben
biraz daha çözüme yönelik bakıyorum. Her adımım biraz daha net ve gerçekçi.
Avrupa ülkelerinde nüfus azdır, çocuk için deli olurlar. Çocuk olsun, kendi
vatandaşları olsun çok önemserler. Dünya medeni takılmasına, medeni olduğunu
iddia etmesine rağmen aslında medeni değiliz insan olarak. Ya da çok bölgeseliz.
Bölgesel medeni kanunlar geçerli, bölgesel demokrasiler geçerli. Ama dünyanın o
bölgesinde ciddi bir savaş var ve çocuklar ölüyor. Başka bir yerde de
olabilirdi. Japonya’da, Amerika’da, Peru’da. Ayda, uzayda, Mars'ta çocuklar
olsaydı onları da bizim çocuğumuz olarak kabul etmemiz gerekirdi. Çocuklar
insanlığın, ekosistemin devamıdır.
Eşiniz
Ayşe Hanım da bebek bekliyor. Alıştınız mı baba olma fikrine?
Yok, daha anlamadım. Fikir olarak alışmış gibi davranıyoruz ama bakalım.
Henüz bir şey anladığımı sanmıyorum.
Çocuğunuz olduktan sonra çok değişeceğinizi düşünüyor musunuz?
Hayır, sanmıyorum. Bu değişim sanatçılarda 70’ler ve 90’lar arasında olanlar
içindi sanıyorum. Şu an evlilik, çoluk çocuk sahibi olmak hayatı baştan sona
değiştirecek kadar hayatın içinde değil. Evlilik o kadar çok şeyi değiştirmiyor,
çocuk niye değiştirsin.
Rock’n Coke, Barışa Rock gibi festivallerde yer almayan bir isimsiniz.
Tercihiniz bunu konserlerle doldurmak mı yoksa bu bir tepki mi?
Festivallerde en çok konser veren sanatçılardan biri olduğumu söyleyebilirim
ama bu tip festivaller için ne kapımı çaldılar ne de başka bir şey yaptılar.
Orada ne tür konserler oluyor onu da bilmiyorum. Ama genellikle sanki onlar
başka bir şey yapmaya çalışıyorlarmış gibi kendilerini özel bir havaya sokmak
istiyorlar. Herhalde ondan dolayı beni hiç aramadılar. Aradılarsa da bilmiyorum,
belki de aramışlardır. Ben o tür konserleri tanımıyorum, rock müziğin de gemisi,
lokomotifi değiller.
Müziğinde başarılı, magazin dünyasında yer almayan ama sivri cümleler
kurmaktan da hiçbir zaman çekinmeyen birisiniz. Bu bir koruma mekanizması mı?
Hayır, koruma mekanizması değil. Benim kalkanlarım yoktur. Her zaman, her
şekilde söylediğimi söylerim, arkasında da dururum. Eğer yanlış bir şey
söylemişsem çıkar özür de dilerim. Çünkü çok netim, gözüktüğü gibi olan bir
insanım. Söylüyorsam bir şey bilerek söylüyorumdur. Onun için bir korunma
politikam yok basınla ilgili.
Ama sivrilik var değil mi?
Türkiye’deki basını, medyayı, genel sosyal yaşantıyı beğenmiyorum,
sanatçıları değil. Herhangi bir konuda benim gibi bir insan bir şey söylediğinde
bunun gerçek mahiyeti ile ilgilenmiyorsunuz. Birileriyle bir çeşit savaş
çıkarmayı seviyorsunuz, bir çeşit savaşçısınız. Bu yüzden ben evlat edinme
konusunu mümkün mertebe gizli, kimseye söylemeden yapmak istedim. Ama yine de
basının bir kısmı işin popülist boyutunda kalmayı yeğliyor. Bu da bir hayır
getirmiyor, getirmediği gibi bu tür duyguların zedelenmesini sağlıyor. Ben bu
albümün bir farkı olduğunu söylüyorum, ama bunu söylerken bütün türkü söyleyen
insanları tu kaka etmişim gibi bir izlenim çıkıyor. Basın illa bunu yapmak
istiyor. Bir de bunu yaparken cingöz olmaya çalışıyorlar.
Oyunculuğa sıcak bakıyor musunuz?
Ara sıra oynamak güzel, eğlenceli oluyor. Sinemayı ve dizileri seviyorum.
Görüntüyü, görüntüyle olan işleri seviyorum. Film de yapmayı düşünüyorum. Orada
da oynayabilirim ama hiçbir zaman oyuncuyum diyemem. Oyunculuk başka bir şey.
Tecrübe, eğitim gerektiriyor, aslında şarkıcılık gibi. Denenir, oynamam
gerekiyorsa oynarım ama yine de kendime aman aman oyuncu da demem.
Dizi müzikleri için önce senaryoyu mu okuyorsunuz?
Önce öykü. Senaryo biraz daha teknik çünkü. Müzisyen için ilk başta
özellikle o hayali kimin kurduğu önemli. Birisi bir hayal kurmuştur ve o hayali
diğer insanlarla gerçekleştirmenin peşindedir. İstenilen atmosferi birinin
anlatması gerekli. “Nasıl olacak, kim oynayacak, nasıl gözükecek? Bütün duyguyu
anlatılmalı. İyi anlatılırsa müzisyen de ona göre müziğini iyi yapar.
Dizi müzikleri giderek önem kazanıyor değil mi?
İlk önce bana “Zerda için bir jenerik yapar mısınız” dediler ben de yaptım.
Çok beğenildi. 5 bölüm sonra Zerda’nın bütün müziklerini yapmaya başladım. Bence
dizilerdeki müziklere çok özenilmiyordu o zamana kadar. Ama müzisyenler
özenmediği için değil, özenmeye gerek duyulmadığı için. Zerda2dan önce yapımcı
fazla önemsemiyordu. Sinemada da bu böyle. Türk sinema tarihinin en önemli
filmlerinden birisidir Muhsin Bey ve bir müzik adamını işler. Hakikatten iyi
filmdir fakat müzikleri özenilmemiştir. Bütçesi de çok düşüktü müziğin. Hala
düşük. Müzisyenlerde değil kabahat. Sonra ben gönlümden ne geçiyorsa zevkle,
rahat rahat, bol bol verdim. Geri dönüşü de prestij olarak bol oldu. Şimdi de
başımıza bela açtık.
Geri de dönemiyorsunuz.
Evet, hep daha da iyisini yapmaya çalışıyoruz. Dizilerde müziğe yüklenilmeye
başlandı. Ben bunu başlattım ama şimdi bütün müzisyenler belki de bana
küfrediyordur. Çok yukarı çektik işi. Şimdiki arkadaşlar da ellerinden geldiği
kadar öyle yapmaya çalışıyor. Ama yapımcılar hala o kadar önemsemiyor.
Türkiye’de öyle diziler var ki hiçbirinin ismini vermeyeceğim -kendi dizilerimi
de bir tarafa koyarak söylüyorum- inanılmaz kalitesiz ve onu seyretmeyi tercih
ediyor seyirci. Bu da Türk halkının beğeni düzeyi. Ona yapacak bir şey yok. Her
zaman yukarı çekmek istiyorsunuz ama kimse de yukarı gitmek istemiyor bazen.
Müziklerini yapmanız için aksiyon, gerilim dizilerinden de teklif geliyor
mu?
Aslında düşünüyorum ama aksiyon dizileri de çok fazla çekilmiyor. Dizi
aksiyon diye başlıyor sonra yine aşka dönüyor. Hadi aşk tamam da sonra yine
hastaneler, ölen kalan… Yani bu kadar uzun, 80–90 dakikalık diziler olunca
senarist ne yapsın? Nereye kadar aksiyon yazacak? İki araba patlatmak dünya
kadar para ve riskli bir para. Bu iş reyting alacak mı almayacak mı ciddi
sıkıntı. 80 dakikayı hangi hafta çekeceksin?
Birden aklıma geldi. Lost, Prison Break gibi dünya üzerinde izlenme rekorları
kıran dizilerin müziklerini Kıraç yapsa mesela. Nasıl olur?
Lost’u ilk izlediğimde Türkiye’de kimse bilmiyordu o diziyi ve benim
seyrettiğim bölümler çok vasattı. O kadar paraya Türkiye’de Titanik çekerler.
Türkiye’yi eleştiririm o ayrı mesele. Amerika da dizi konusunda bir arayış
içindeydi. Şimdi buldular ve sezonluk kompakt diziler çekiyorlar. Güzel de
reklâmını yapıyorlar. Tüm dünyaya sattıkları için de iyi para kazanıyorlar. Bu
işin eleştiri tarafı ama adamların hakkını vermek lazım, hepimizden disiplinli
çalışıyorlar. Bilimsel çalışıyor ve iyi diziler çıkartıyorlar ama illa ki Lost
değil yani. Müziğini ben yapsaydım kolay olurdu. 40 dakikalık oldukları için
günde iki bölümünü yapardım. Koşullar çok ağır bizde. Hem koşullar ağır hem de
o kadar kaliteli insan yok. Sıkıntı bu. Talep çok, insanlar gelsin dizi, gelsin
dizi istiyor. Şunu da söylüyorum diziler kalitesi, şıklığı, endüstrisi
bakımından Türk sinemasından çok önde. Bu anlamda dizilerin hepsini kutluyorum.
Öğretmenlik yaptınız mı hiç ya da böyle bir şeyi düşünür müsünüz?
Tabii, umduğum gibi bir ortam olsa, şartlar uygun olsa isterim. Müzik okulu
açmak aklımdan zaman zaman geçiyor. Benim gibi düşünen arkadaşlarımın da
öğretmen olduğu bir okul açmak isterim. Ama bilmiyorum fırsat olur mu?
Beste yapmak mı, söz yazmak mı?
Beste yapmak. Asıl olan müziktir. O tını, ses, müzikalite ve titreşimlerdir
bizi asıl heyecanlandıran. Sözler sadece destektir. Müziğin daha popüler, daha
çabuk algılanabilir olması için araçtır sözler. Gitar çaldığı zaman zaten “Seni
seviyorum” diyordur. Fakat bunu genel dinleyici algılayamaz hemen, onun için
oraya sözler de lazımdır. Bu sözlerin değersiz olduğu anlamına gelmiyor tabii ki
fakat asıl olan kemanın sesidir, müziktir. Çoğu zaman söze ihtiyaç yoktur zaten.
Tek başına vardır müzik. Şarkı sözlerini alıp okuyamazsınız ama müziği
dinlersiniz enstrümantal olarak.
Alıp başını gitmek için bir şehriniz var mı?
Var. Ya Isparta ya Burdur. Göller bölgesine gitmek istiyorum. Sürekli
internetten bakarım oralara. Es geçilmiş, ilgilenilmeyen, bakılmayan bir
güzellik olarak görüyorum oraları. Bence inanılmaz güzel yerler. Kafa dinlemek
için çok uygun. Buradan baktığımızda öyle gözüküyor ama orada da öyledir umarım.

KIRAÇ YENİ ALBÜMÜNDE ŞÖYLE SESLENİYOR:
Merhaba…
Öncelikle şunu söylemek istiyorum; bu yazı için çok kafamı yordum, çok özel
olmasını istedim. Konu halk şarkıları; hele hele benim hayatımın en saf, en
duygulu ve en aydınlık yanı olan türkülerimiz olduğunda, paylaşmak istediğim
epey düşüncem vardı ama yapamadım. Daha basit ve kısaca anlatmaya karar verdim.
Bu albümde, daha beşikteyken annemden, hatta annemin karnındayken duyduğum
türkülerimi söyledim. Benim türkülerim diyorum; çünkü onlarla yaşadım ben ne
yaşadımsa… Ve hala da onlarla yaşıyorum.
Kirletme ve kirlenme çağını yaşadığımız şu günlerde diyorum ki; Halk
şarkılarını, oyunlarını, kendisini oluşturan folklorik değerlerini
algılayamayan, taşıyamayan ve onunla yaşayamayan bir topluluk için evrensel
yollar kapalıdır.
Sözünü ettiğim bu evrensel ışığın kapılarını bana açan ve benim
türkülerimin ateşini yakan, sazının teknesinde oluştuğum, hem öğretmenim, hem
kaynağım olan adama, yani babama teşekkür ediyorum…
Güzel ruhlarıyla beni yalnız bırakmayan tüm ozanlarımızın önünde eğiliyorum.
EDA
ATALAY
Gazeteport.com