Kıraç: Iraz Elif'in Gazzeli bir kardeşi olsun
istiyorum
Türk
müziğinin sevilen sesi Kıraç, bugünlerde çok heyecanlı. Çünkü kısa süre içinde
hem bir kızı dünyaya gelecek hem de yeni bir albümü çıkacak. Türkü albümünün
kayıtlarını bitiren sanatçı, şimdi dört gözle adını Iraz Elif olarak belirlediği
kızının doğumunu bekliyor.
Kıraç'ın üçüncü mutluluğu ise biraz da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bağlı.
Gazze'de anne ve babasını kaybetmiş bir çocuğu evlat edinmek için Başbakan'dan
mektupla yardım isteyen Kıraç, 'baba' olmanın hayalini kuruyor...
Kıraç'ın uzun bir süredir hayalini kurduğu türkü albümü 'Garbiyeli' kısa süre
sonra müzik marketlerindeki yerini alacak. Daha önceki albümlerinde de türkü
okuyan sanatçı, halk müziğine hiç de uzak bir isim değil. Kıraç, türkülerin
çoğunu memleketi olan Kahramanmaraş ve yöresinden seçmiş. Yaz aylarında esen ve
halk arasında 'garbiyeli' olarak bilinen rüzgâr albüme ismini vermiş. Halk
müziğine merak duymasında babasının bağlama çalması etkili olmuş. Kıraç,
albümdeki 11 türkünün 6'sını 2001 yılında seslendirmiş. Sonra uzun bir ara
vermiş çalışmalarına. Çevresindeki dostlarının ısrarlarına dayanamamış ve bir
türkü albümü çıkarmak için kolları sıvamış. Türkülerin tamamı gitarla
seslendirilmiş. Eledim Eledim, Gelin Ayşe, Kara Çadır, Köprüden Geçti Gelin...
Hepsi de bildiğimiz, kulağımızın aşina olduğu türküler. Daha önce dinlediğimiz
ve elektrogitar ağırlıklı seslendirilen Karahisar Kalesi ya da Çayır Çimen Geze
Geze gibi türküler, bu albümde daha düşük 'sound'lu (sesli) seslendirilmiş. Kısa
bir süre önce evlenen ve bir kız çocuğu bekleyen Kıraç, kızı için isim bile
düşünmüş: Iraz Elif. Filistin'de yaşanan insanlık dramının ardından anne ve
babası savaşta ölen bir çocuğu da evlat edinmek isteyen sanatçı, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a bir mektup yazmış. Şimdi heyecanla mektubuna cevap gelmesini
bekliyor.
Türkü söylemezsem müzisyenliğimden utanırım
Uzun bir süredir türkü albümü çıkarmayı hayal ediyordunuz. Bir hafta
içerisinde albüm raflardaki yerini alacak. Neler hissediyorsunuz?
"Türkü söylemek insan olmaktır" sözünü şimdiye kadar çok sayıda sanatçı
söylemiştir. Ama bu sözü söylemek yetmiyor. Derinliğini kavrayabilmek çok
önemli. Mesela Âşık Veysel'e ait 'Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece'
sözleri tamamen Türkçe kelimelerden meydana gelir ama bu sözleri hakkıyla
anlamıyoruz. Algıladığımızı sanıyoruz. Bedri Rahmi "Nerede bir köy türküsü
duysam şairliğimden utanırım diyor." diyor. O, işin ağırlığını, ciddiyetini
kavrayabilmiş. İnşallah bize de türkü söylemenin ağırlığını taşıyabilmek nasip
olur.
Albümdeki altı türküyü 2001'de seslendirdiniz. Albüm için niye bu kadar
beklediniz?
Doğrusu ben 2001 yılında seslendirdiğim 6 parçayı sırf kendim için
söylemiştim. Hüzünlendiğim zamanlar stüdyoya iniyor, sadece türkü söylüyordum.
Sonra çevremdeki arkadaşlar bu parçaları albümleştirmemi istedi. Uzun süre
ısrarları kulak arkası ettim. Kariyerimde bir yerlere gelmek istedim. Çünkü
türkü okumak her yiğidin harcı değil. Müzik kariyerim bir yana türküler bir
yana. Bir de o dönemlerde dizi müziklerine el atmıştım. Bir yandan da rock
tarzında albüm çalışmalarım devam ediyordu. Üzerine bir de türkü albümü
çıkarsaydım insanlar, "Kıraç her şeye el atıyor" diyebilirlerdi. Bu yüzden
bekledim.
Müzik dünyasındaki kriz yüzünden albüm yapmama kararı almıştınız. Ne oldu
da fikriniz değişti?
TMC müzik şirketine bağlı sanatçılar olarak albüm yapmama kararı almıştık.
Çünkü CD satışları artık maliyetleri karşılamıyor. Bu yüzden internet ortamında
daha etkili olup albüm yerine 'parça' satmayı düşündük. Bağlı olduğum şirket
dijital alanda satışlarını sürdürüyor. Ama türkü albümü özel bir çalışma olduğu
için bu kararın dışında kaldı. Zaten türkü albümünden çok fazla para kazanmayı
düşünmüyorum.
Rock tarzı müzik yapan bir sanatçı için türkü albümü yapmak ve özellikle
de gitar eşliğinde türkü söylemek riskli değil mi?
Aslına bakarsanız hiç riskli olmadı. Bütün albümlerimde birer ikişer türkü
okudum zaten. Bir de Türk halk müziğine uzak bir insan değilim. Babam uzun
süredir bağlama çalıyor. Hem türkü gitarla söylenmez diye kesin bir yargı mı
var? Türkü, enstrümansız bile söylenir nihayetinde. Türküyü sadece bağlamaya
mahkûm edenler türküye en fazla zararı verenlerdir.
Önceki albümlerinizde yer alan türküleri pop rock tarzında
seslendirmiştiniz. Mesela 'Karahisar Kalesi'ni dinlerken yer yerinden oynuyor.
Bu albümdeki türküler ise çok daha sakin okunmuş. Bu geçiş sizi zorladı mı?
Bu tarz türkü okumalarını sürekli yapıyorum. Böyle bir türkü albümü çıkarmam,
tarzımı değiştiriyorum anlamına da gelmiyor. Garbiyeli benim için akademik bir
çalışma oldu. Tamamen çırılçıplak bir ses kullandım. İlerleyen günlerde rock
ağırlıklı bir albüm çıkarmayı düşünüyorum. Bana göre türkü söylerken
kullandığınız müzik aletinin çok da önemi yok. Evde tekim, dünyanın bütün
ağırlığı üzerime çökmüş, elimde gitarımla 'Gelin Ayşem' türküsünü söyleyeceğim
tabii. Davulsuz gitarsız. Çünkü o kadarım ben, yalnızım. Ama başka bir zaman da
bütün heybetiyle 'Eşeği Saldım Çayıra' diyeceğim.
Türkülerle, bozlaklarla ve ağıtla olan ilişkiniz nasıl başladı?
Annemin karnındayken ben türkü dinliyordum. Annem bana küçükken çok 'Eledim
eledim' türküsünü söylerdi. Türküler benim ciğerime bu kadar çok işledi. Babam
da bizi türkülerle büyüttü. Haftada bir gün aile toplantılarında babam bağlama
çalar ve bizim yörelere ait türkülerin hikâyelerini anlatırdı. Böyle bir ortamda
büyüdüm. Mesela ağıt yakılırken kadınların arasında bulunduğumu hatırlıyorum.
Erkekler kaçardı o yerden. Tüm bu saydıklarım kendimi türküye yakın hissetmemi
sağladı.
90'lı yıllarda pop, daha sonra Anadolu rock, şimdilerde rap müzik moda
gençler arasında. Türk halk müziği ise sadece belirli bir zümreye aitmiş gibi
algılanıyor...
Bu, toplumdaki yozlaşmadan kaynaklanıyor. Kendi öz kültürümüzden
uzaklaşıyoruz. Özellikle gençler bu durumdan çok etkileniyor. "Türkülerimizi
genç dinleyicilere nasıl sevdirebiliriz?" sorusuna yanıt aramak gerek bence.
Nasıl sevdirebiliriz?
Rock ağırlıklı türkü albümü yapmak istememdeki sebeplerden biri de bu. Türk
halk müziğini daha cazip hale getirmek. Bir de Türk halk müziği denilince
akıllara hemen Alevilik ve Bektaşilik geliyor. Tabii, bunun tarihî bir gelişim
süreci var. Türkülerimiz sadece Alevilerin himayesinde gibi algılanıyor. Bir
dönem devrimciler türküleri marş olarak kullandı. İdeoloji, türkülerin önüne
geçmemeli. Ama son yıllarda yozlaşma söz konusu. Türküler adeta ayin ya da
ibadet yapılıyormuşçasına okunuyor. Evrensellikten uzak, biraz daha dışarıya
kapalı hale geldi. Mesela Arif Sağ, çok popüler oldu, herkes onun peşinden
gidiyor. Herkes ona özendiği için müthiş bir tek seslilik oldu. Kızlarımız bile
onun gibi türkü söylemeye başladı. Bana göre Arif Sağ iyi bir sanatçı değil.
Türk halk müziği sanatçılarından kimleri beğeniyorsunuz?
Aslında bu konuda çok ukalayım. Kimseyi dinlemiyorum. Benim türkü anlayışımı
seslendiren kimse yok camiada. Muharrem Ertaş dinliyorum. Neşet Ertaş'ın
seslendirdiği eski türküleri dinliyorum. Neriman Altındağ Tüfekçi'yi çok
beğeniyorum ama ne acıdır kimse onu tanımıyor. Yeni sanatçılarımız onu örnek
almıyor. Bir de Ümit Tokcan dinlerim.
Evlenmeden önce yaptığım hataları şimdi anlayabiliyorum
Kısa bir süre önce evlendiniz. Evlilik hayatı nasıl gidiyor?
Benim hayatım çok fazla değişmedi aslına bakılırsa. Biz zaten kalpten kalbe
birbirimizi çok seviyorduk. Benim için bir riskti evlilik. Çünkü sonuçta çok
sayıda hayranınız var. Ama bunları hiç düşünmedim. Evliliğin en güzel yanı çocuk
sahibi olmak. İlerleyen aylarda bir kızım olacak. İsmini Iraz Elif koymayı
düşünüyoruz. Iraz benim tercihim, Elif ise eşim Ayşe'nin... Şu an çok düzenli
bir hayatım var. Evlenmeden önce bir insanoğlu için çok mantıklı bir hayat
yaşamadım. O yaşam tarzına insanın ne sağlığı ne de manevi dünyası dayanıyor.
Eğer evlenmeseydim bohem hayat tarzı yaşayan sanatçılar gibi 35 yaşında
ölebilirdim. Ben de çareyi evlenmekte buldum.
Filistinli bir çocuk evlat edinmek için Başbakan'a mektup yazdım
Çok sayıda sanatçı, Gazze'de yaşanan dramdan sonra Kızılay vasıtasıyla oradaki
çocukları evlat edinmek istedi. Siz de bu sanatçılardan birisiniz. Nasıl bir
girişimde bulundunuz?
Savaş sahnelerini gördüğümde dünyadan soyutlanıyorum. Algılayamıyorum. Bir
bebek ölmemeli. Evrensel mekanizma buna niçin izin veriyor? Ben anlamıyorum.
İşte bu yüzden Gazzeli bir çocuk evlatlık edinmek istedim. Ama bunu basın
mensuplarına hiçbir yerde söylemedim. Arkadaşlarımla ne yapabiliriz diye
düşünürken böyle bir fikir çıktı ortaya. Bu, sabah programlarında gündeme
gelecek bir konu değil. Başbakan'a, Baykal'a ve Kızılay'a mektup yazdım.
Davos'ta yaşanan olaydan iki gün önce yazmıştım. Şimdi sabırsızlıkla cevap
bekliyorum. Filistin'den çocuk almak çok zor ve meşakkatli. Mektupta, "Bu
çocuklar bütün dünyanın sorumluluğunda, hepimizin çocukları. Medeni dünyanın bu
çocuklara sahip çıkması gerek." dedim. Filistin'den 1.000 çocuk Türkiye'deki
aileler tarafından evlat edinilse inanın Ortadoğu'nun kaderi değişir.
Başbakan'ın Davos'taki tavrını nasıl buldunuz?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı yakından tanımıyorum. Siyasi olarak
eleştirdiğim yönleri de var, takdir ettiğim yönleri de. Böyle olması çok normal;
çünkü belki o da beni tanısa birçok yönümü eleştirebilir. Bana göre Erdoğan, o
gece kime ne söylediğini çok iyi biliyordu. O atmosferde sinirlenmesi çok
normaldi. Kimse bir Türk başbakanının omuzuna dokunup onu taciz edemez. Haksız
konumdakiler seslerini yükselterek durumu örtbas edemez. İşte bu yüzden
arkasında durulmalı. Ülkedeki siyasi meselelerde herkes birbirini eleştirebilir,
ama söz konusu uluslararası itibar olunca ortak bir ağızdan hareket etmek gerek.
Başbakan'ı ya da AK Parti'yi sevmeyebilirsiniz ama o, yurtdışında Türkiye'nin
başbakanıdır. Gerçekten Atatürk tavrı sergiledi o gece. Başbakan sussa, "Burada
efelenmeyi iyi biliyorsun ama orada seni susturdular bak, sen onlara bağlısın."
derlerdi.
BÜNYAMİN KÖSELİ
Zaman
Cumartesi