KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE KENTLİ ÂŞIK
Culture Industry and the City Minstrel
Seda UYANIK
ÖZ
Küreselleşen dünya ve bu süreç içerisinde halkın seçimlerinin değişmesiyle, halk
kültürünün bir parçası
olan halk şiiri ve türküler de teknolojinin olanaklarından faydalanılarak bir
yeniden üretime tabi tutulmuştur.
Sözlü ürünün nesilden nesile aktarıldığı, bu esnada değişime uğradığı, icra
edildiği ortamın özelliklerine,
beklentilerine göre şekillenebildiği, yeni müzik tınıları ile dinleyicisine aktarılabildiği ve bu durumun da
kültür endüstrisine hizmet ettiği söylenebilmektedir. Günümüzde popülerliğini
koruyan bir tür olan Anadolu
Rock müziğinin bu bağlamda incelenmesi önemlidir. Anadolu Rock müziğinin
geleneğe ait motifleri kullanarak
halk şiirini, türküleri dönüştürme ve yeniden üreterek halkla buluşturma,
böylelikle de kültüre ait unsurların
devamını sağlama gibi bir işlevi olduğu söylenebilirken, aynı zamanda müzik
piyasasında “Batı sound”u
içine oturtulan türküler ile halk kitlelerinin çekilerek ekonomik bir potansiyel
edinme kaygısının güdüldüğü
de ifade edilmesi gereken bir konudur. Bu çalışmada kültür endüstrisi içerisinde
Anadolu Rock müziğinin
işlevi, türküleri “Rock sound”u ile yorumlayan şarkıcıların çalışmaları, âşıklık
geleneği ve halk müziği ile
karşılaştırılarak incelenmektedir.
Anahtar Sözcükler
Kültür endüstrisi, âşıklık geleneği, Anadolu Rock, Kıraç.
ABSTRACT
With the globalization of the world and change in people’s tastes, folk poetry
and folksongs have been
re-produced by using technology. Since verbal products, which have been
transferred and changed through the
generations, are shaped by the context of their performance and capable of
taking new sounds, it is possible to
say that they serve to the culture industry now. In this respect, it is important to analyze Anatolian rock music,
which keeps it popularity. So it should be stressed that there is a financial
consideration behind Anadolu rock
music’s reproduction of folk poetry and songs by using traditional motifs while
using a “western sound”. In this
study, the function of Anadolu rock music has been analyzed by comparing the
folk tradition with the songs of
singers who performs folk songs with a “rock sound”.
Key Words
Culture industry, minstrel tradition, Anatolian Rock, Kıraç.
Günümüz kültür endüstrisinde halka ulaşmak, halkla iletişim kurmak için
geleneğe, eskiye, Anadolu’ya özgü unsurlara başvurulması dikkat çekicidir.
Küreselleşen dünya ve bu süreç içerisinde halkın seçimlerinin değişmesiyle, halk
kültürünün bir parçası olan halk şiiri ve türküler de teknolojinin
olanaklarından faydalanılarak bir yeniden üretime tabi tutulmuştur. Bu yeniden
üretimin bazı nedenlerine değinen Theodor W. Adorno, “Kültür Endüstrisini
Yeniden Düşünürken” adlı makalesinde kültür endüstrisinin “eskil olanla tanıdık
olanı yeni bir nitelikte birleştir[diğini]” söylemektedir.
Kitlelerin tüketimine göre düzenlenen ve büyük ölçüde o tüketimin yapısını
belirleyen ürünlerin, tüm sektörlerde az çok bir plana göre üretildiğinin altını
çizen Adorno, tüm sektörlerin yapısal olarak benzer olduklarını ya da en azından
birbirlerinin açıklarını kapatarak, neredeyse tamamen gediksiz bir sistem
oluşturduklarını belirtmekte ve bunu olanaklı kılanın sadece çağdaş teknik
yeterlikler değil, aynı zamanda ekonomik ve yönetsel yoğunlaşmalar olduğunu dile
getirmektedir. Bu kültür ürünlerinin üretimi ve tüketiminin devamlılığını
sağlayan kitle iletişim araçları ise Adorno tarafından şöyle yorumlanmaktadır:
Özellikle kültür endüstrisi için biçimlendirilmiş olan kitle iletişim araçları
terimi, vurguyu nispeten zararsız bir alana kaydırmakta çok işe yaramıştır.
Gerçekte ne öncelikle kitlelerle, ne de iletişim tekniklerinin gelişimiyle bir
ilgisi vardır, aksine onları dolduran ruhla, sahiplerinin sesiyle ilişkilidir.
Kültür endüstrisi […] verili ve değişmez sayılan bir zihniyeti çoğaltmaya ve
güçlendirmeye çalışır. Her ne kadar kültür endüstrisi kitlelere uyum sağlamadan
varolamayacak olsa da, kitleler onun ölçütü değil ideolojisidir.
Burada dikkati çeken noktalardan biri Adorno’nun kültür endüstrisinin “verili ve
değişmez sayılan bir zihniyeti çoğaltmaya” çalıştığı ifadesidir. Kültür
endüstrisinin bu yanı, bazı kültürel ürünlerin formlarının değiştirilmesine,
toplumun ideolojik eğilimleri ve ekonomik beklentiler dâhilinde sanat eserinin
otantikliğinin kaldırılmasına ya da eserin çeşitli unsurlarına dokunulmadan
yorumlanmasına yani Adorno’nun tabiriyle eski ile yeninin birleştirilmesine
işaret etmektedir. Bu yorumlardan biri de halk şiirinde, özellikle de türküler
konusunda karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde de popülerliğini koruyan bir tür olan
Anadolu Rock müziği bu bağlamda örnek verilebilir.
Bu çalışmada kültür endüstrisi içerisinde Anadolu Rock müziğinin işlevi,
türküleri “Rock sound”u ile yorumlayan Kıraç’ın çalışmaları, âşıklık geleneği ve
halk müziği ile karşılaştırılarak incelenecektir.
Geleneğe Eklemlenen Anadolu Rock
Anadolu Rock, halk şiirlerinin bestelenmesi ya da bu türkülerin Rock müziğin
temel unsurları ile işlenmesi sonucu
ortaya çıkmış bir türdür. Yurt dışında özellikle İngiltere ve Amerika’da 1968
kuşağı müzisyenlerince üretilen ve müzik
piyasasında önemli bir ivme yakalamış olan Rock müzik akımından Türkiye de
etkilenmiş; yurt dışında grupların
iyi çıkışlar yapmalarından sonra 1967– 68 yıllarında, Türkiye’de de Anadolu Rock’ın temelleri atılmaya başlanmıştır.
Vikipedia’daki “Anadolu Rock” maddesinde özellikle 70’li yıllarda Türkiye’deki müzisyenlerin yurtdışındaki akımları
oldukça yakından takip ettikleri söylenmekte ve bu müzik türünün Türkiye’de
farklı boyutlara taşınması şu şekilde
özetlenmektedir. “Müzisyenlerin farkında oldukları bir şey vardı ki bu da kendi
ülkelerinin müziğinin aslında çok köklü
bir geçmişe sahip olduğu[ydu]. […] [Onlar] hem batıdaki dünyayı sallamış
grupların çalışmalarından, hem de kendi ülkelerinin
yerel müziğinden yararlanarak çok sağlam doğu-batı sentezleri ortaya çıkarmasını
bildiler”. “Anadolu Rock” maddesinin altında, bu müzik türünün temsilcileri
arasında ise Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi,
Edip Akbayram, Kıraç gibi isimler sıralanmaktadır. Anodolu Rock müziğinin
temsilcilerinden sayılan Kıraç, son dönemlerde televizyon programları, klipleri
ve dizilere yaptığı müziklerle büyük çapta bir hayran kitlesine ulaşarak
popülerleşmiş, 1998 yılından itibaren yaptığı altı albümle müzik piyasasında yer
almış ve albümlerine aldığı “Karahisar Kalesi”, “Acem Kızı”, “Çayır Çimen Geze
Geze”, “Eşeği Saldım Çayıra”, “Sarı Gelin”, “Şarköy Türküsü”, “Yayla Yolları”,
“Keklik”, “Derik”, “Demirci” gibi birçok türkünün yanı sıra, yorumladığı bazı
türkülere video klip çekerek televizyon aracılığıyla da halka ulaşmıştır.
Âşıkların saz (bağlama) eşliğinde icra ettikleri sözlü ürünü, bas ve
elektrogitarlar aracılığıyla kayıt eden şarkıcının türkülere yönelmesinin
altında halk şiiri ve türkülerden yararlanarak kendi müziğini ortaya koyma
çabası olabileceği gibi, diğer yandan türkülerin halk kitlesi arasında popüler
olan yeni bir tarzla yorumlanması eğiliminin sonucu ortaya çıkan çalışmanın
ekonomik kaygılarla piyasaya sunulduğu da göz ardı edilmemesi gereken bir
konudur. Nitekim burada bir kültür ürünü olan halk şiirinin metalaşması da söz
konusudur. Bu noktada folklorizm kavramı önem kazanmaktadır.
Folklorun Sahtesi: Fakelore adlı kitapta yer alan “Folklorizm, Nostalji
ve Kültürel Miras” adlı makalesinde Ulrika Wolf-Knuts, folklorizmin kavramsal
yönü ve özellikleri üzerinde durmaktadır. Hans Moser’in bu kavramı 1962’de,
folklorun ticaret ve kültür politikaları için bir hedef olarak yeniden
keşfedildiğinin ya da keşfedilmiş olduğunun farkına vardığında tanımladığını
belirten Wolf-Knuts, Moser’in, folklorizm ihtiyacını, değişim dönemlerindeki tek
biçim aşamasına indirgemeye karşı psikolojik koruma gereksinimi olarak
açıkladığını dile getirmektedir: “Moser’e göre folklorizm ürünleri insanların
duygularını cezbetti, onlar halkı eğlendirdiler ve eğitsel olabilirlerdi.
Folklorizm ürünleri, turistler için yapılan reklamlar, el sanatları dernekleri
ve kültür politikaları tarafından desteklendi. Ekonomik yönü, turizm endüstrisi,
reklamlar ve kitle iletişim araçları tarafından sunulur”. Burada folklor ile
ekonomik yönün gözetilmesine yani folklor ürünlerinin piyasalaştırılmasına
ilişkin düşünce önemlidir ve çalışmamızda temel aldığımız örnek ile
ilişkilendirilebilir. Kıraç, türküleri kaset ve cd’lerine koyarak halka
ulaşmakta ve halkın beğenisini kazanırken bir taraftan da şarkıcının müzik
piyasasında folklor ürünlerini kullanırken uyandırabileceği olumlu etkinin
beraberinde getirdiği bu ekonomik yön gözler önündedir. Bu bağlamda Kıraç’ın
müzik albümlerinde yer alan ürünlerin ne şekilde değerlendirileceği sorunu
önemlidir. Jeff Todd Titon, “Müzik, Halk ve Gelenek” adlı makalesinde “halk
müziği, geleneksel ve sözlü olarak bir nesilden bir nesile ktarılan, her gün yüz
yüze iletişim ve sosyal etkileşimle sık sık uygulanan, bölgeler ve etnik kökene
bağlı müzik tarzlarından oluş[tuğunu]” (371) söylemekte, “çağdaş halkbilimcilere
göre halk müziğinde süreç insan eliyle yapılmış değerli şeylerden daha önemli
hâle gelmiştir ve bugün halk türküsü sadece notalı bir metin değil, o notalı
metnin uygulamaları, icra edilişleri olarak düşünülüyor. Halk türküsünün anlamı,
metninden icra edildiği durumda vermek istediği mesajdan oluşur” (371-72)
demektedir. Titon’un ifadelerinden hareketle halk türküsünün pratik işlevinin,
icra ortamının önemli olduğu, halk türküsünün süreç içerisinde değişebildiği ve
farklı icra şekillerinde yorumlanabildiği söylenebilmektedir.
Bu noktada Titon’un medya yoluyla yaşanan etkileşim ve bu doğrultuda türkülerin
formlarının değişebilir olduğu konusundaki
ifadeleri ilgi çekicidir: “1920’li yılların başlarında, Amerika Birleşik
Devletleri’nin ticari ses kayıt şirketleri
çeşitli etnik gruplar […] için özel diziler hazırladı. Aynı zamanda medya
iletimi, yerel ve bölgesel repertuarları diğer bölgelere götürmüşlerdir ve
meydana gelen müzikteki karşılıklı etkileşim, çoğu sözlü olarak aynı zamanda da
medya aracılığıyla aktarılan melez (karışık) stiller ve tarzlar yaratmıştır”
(374). Benzer bir bakış Gerard Henri Behaque’un, “Müzik Performansı” adlı
yazısında karşımıza çıkmaktadır. 19. ve 20. asır müziğinin notalarının
özelleştirilmiş olmasına rağmen sound üretiminin tam olarak açıklanamadığına
dikkati çeken Behaque, icracıya göre farklılaşan tarzlarda folk müzik
yorumlarından bahsetmektedir: “Folk (Amerikan halk müziği) müziğinde, eğitimsiz
ve şehirle ilgili popüler kültür müziği, performansta (icrada / gösterimde) daha
belirgindir; çünkü performansın bir parçası olan kuralcı notalama ve parçanın
bütün akustik özelliklerini ortaya koyma gibi bir gayretleri yoktur. […] Her
nasılsa, bütün notalama
sistemlerinin ardında zaman ve mekâna göre değişim gösteren dinamik bir sözlü
performans geleneği yatar” (377). Nebi
Özdemir’in, Medya, Kültür ve Edebiyat adlı kitabında da müziğin popülerleşmesine
ve geleneğin günümüz müziğindeki
belirleyici rollerine dikkat çekilmektedir. Özdemir’e göre “Türkiye’de hızla gelişmekte olan bir kültür ekonomisi
alanından söz edebilmek mümkündür. Dünyada ve dolayısıyla Türkiye’de kültür
ekonomisi kapsamına pek çok ürün,
etkinlik, mekân, sistem dahil edilmekte ve değerlendirilmektedir” (97).
Kültürmedya ilişkisine değinen ve kentlerdeki
kültür ekonomisi kapsamında imge yaratımının, üretiminin ve yönetiminin öneminin
gittikçe belirginleştiğini ileri
süren Özdemir, Anadolu Rock türünün medya bağlamlı oluşumu hakkında ise “Gazete
ve dergilerin katkılarıyla Türk
sözlü kültürü ve edebiyatından beslenerek gelişen Anadolu Rock adlı müzik
türünde özgün eserler ve alt türler yaratılmaya
devam edil[diğini] (114) söylemektedir. Yazar, değişimin geleneğin doğasında
olduğunu, geleneğin üretilmesi bağlamında medyanın bu sürece aracılık ettiğini
dile getirerek konuya ilişkin şu örneği vermektedir:
Anadolu Rock adlı müzik türünün temelleri, bir bakıma gazetelerin düzenledikleri
müzik yarışmalarında atılmıştır.
Hürriyet Gazetesi Altın Mikrofon adlı müzik yarışmasının şartnamesinde ‘Türk
halk ya da sanat müziği ezgilerini
Batılı enstrüman ve tarzlarla icra edilmesi’ zorunluluğu getirilirken Anadolu Rock adlı müzik türünün tanımı yapılmış
gibidir. Bu yarışmada dereceye giren sanatçı ya da grupların eserlerinin
plaklara kaydedilerek piyasaya sürülmesini
sağlayan Hürriyet gazetesi, yeni tarz müziğin halk tarafından sevilmesine de
öncülük etmiştir. (113) Dolayısıyla bu bağlamda müzikte yaşanan değişimin bir
kaynağı, bir özü olduğu ve geleneğin Batılı formla dönüştürülmesi ile modern
toplum insanının
dikkati çekilerek bir piyasa ihtiyacının karşılandığı söylenebilmektedir.Yani,
sözlü ürünler nesilden nesile aktarılmakta,
bu esnada değişime uğramakta ve icra edildikleri ortamın özelliklerine,
beklentilerine göre şekillenebilmekte, yeni müzik tınıları ile dinleyicilerine
aktarılabilmekte ve bu durum da kültür endüstrisine hizmet etmektedir. Diğer
yandan Kıraç’ın albümlerinde türkülere ağırlık vermesinin yanı sıra bir âşık
gibi mahlaslı şiirlerinin (burada şiir ile kastedilen şarkı sözleridir) olması,
ayrıca kendine ait şarkılarda da âşıklara atıflarda bulunması ve bir âşık gibi
devrinin sosyal ortamını eleştiren ifadelerinin olması, şarkıcının âşıklık geleneğine yaklaştığı noktalar olarak yorumlanabilir.
Örneğin şarkıcının, “Salakoğlan” adlı şarkı sözü şöyledir:
Sana kim dedi salak oğlum şair ol?
Arabesk söyle çok paraya sahip ol
Bırak gitsin giden
Sen tek parayla ilgilen
Acısın, kanasın millet sen dilen
Kızlar elimizde, paralar cebimizde
Ağlasın şarkılar dilimizde
Ağla Veysel’im ağla
Ağla Pir Sultan ağla
Neler oluyor bak yurdunda
Ayrıca “www.anatolianRock.com” adlı web sitesinde de Anadolu Rock müziği
temsilcilerinden sayılan Kıraç hakkında sitenin forum bölümünde üyelerin
yaptıkları yorumlar da şarkıcının türküleri yorumlayışına bakışı vermek
açısından önemlidir. Örneğin “Çeşminaz” takma adıyla yazan bir üye şunları
söylemiş:
“Eminim türküleri yine çok güzel yorumlayacak. Kendi kültüründen nefret eden
nesiller yetişeceğine en azından türküleri bu şekilde öğrenen bir gençlik
yetişir ve Kıraç’ın buna da katkısı olur”.
“Masal perisi” takma adlı üye “Kıraç’ın söylediği daha doğrusu yorumladığı
türküler muhteşem oluyor. Normal zamanda oturup da türkü dinlemem. Ancak
Kıraç’ın söylediklerini dinlemekten gerçekten keyif alıyorum. Zaten en
beğendiğim parçalarından biri de Keklik türküsü” derken “Âşık Veysel” takma adlı
kişi “Arkadaşlar bakın Kıraç’ın bana ve diğer gençlere sevdirdiği türkülere:
‘Derik’, ‘Kara Yılan’, ‘Makaram’, ‘Karahisar Kalesi’, ‘Eşeği Saldım Çayıra’,
‘Sarı Gelin’, ‘Yayla Yolları’, ‘Keklik’, ‘Şarköy Türküsü’, ‘Demirci’, ‘Çayır
Çimen Geze Geze’, ‘Derdimi Söylesem’, ‘Cemalım’, ‘Yolcu’, ‘Aman Ayşam’…
Baksanıza ne kadar da hizmet etmiş halk müziğimize değil mi?” diyerek şarkıcının
halk kültürüne katkıda bulunduğu yönündeki inancını dile getirmektedir.
Bu yorumu benzer yorumlar takip etmektedir.
“Joyksk”:“Kıraç’ın o farklı sesi ile türkü okuması bence halk müziğimizi
insanlara sevdirebilir”;
“Ozankoc”: “Kıraç yaşadıkça Türk halk müziğini bırakmayacaktır!”.
“Toprak02” takma adlı üye “Kıraç’ın bu türkü işini de harika bir şekilde
yapacağından eminim. Gerçekten o benzersiz
sesi ile bizim benzersiz türkülerimiz birleştiğinde ortaya benzersiz bir eser
ortaya konulmuş olacak” derken “zubeyr” adlı üye, “Karacaoğlan’dan ve Âşık
Veysel’den tanınmamış ama güzel bir şeylere eyvallah deriz”;
“Sfcadı” adlı üye ise “Bence çok güzel söylüyor. Mesela ‘Sarı Gelin’i o kadar
söylemiş ki harika bir şey olmuş. Devam etsin bence...” demektedir ki, bu
yorumlar üyelerin Kıraç’tan Anadolu Rock tarzında türkü dinlemeyi
olumladıklarının hatta halk
kültürünün devamı, türkülerin yaşatılması bağlamında şarkıcıya bir misyon
yüklediklerinin göstergesidir.
Yorumlarda ideolojik yanlar da yer yer kendini göstermektedir. Örneğin,
“McGR4DY” takma adlı kişinin “O, türkülerimizi dünyaya tanıtmak istiyor.
Göreceksiniz.. Birkaç yıl sonra ‘Eşeği Saldım Çayıra’ ve diğer türkülerimiz
Amerika’da, İtalya’da, Fransa’da ve diğer ülkelerde dinlenecek. Kimin sayesinde
mi? Tabii ki bu türküleri tanıtan kişi sayesinde.
Kıraç” ifadesi yoğun millî duyguları yansıtan bir yorum olarak da
değerlendirilebilir. “Sonsuza Kadar” takma adlı üye de benzer bir yorum yaparak
“Kıraç’ın amacı türkülerimizi dünyaya duyurmak arkadaşlar. Bu yüzden o albümün
üzerinde çok emek harcanması gerek” demektedir.
Bütün bu yorumlarda, toplumsal değişimin sonucu olarak kente taşınan folklorik
kültürün dinleyiciler üzerindeki etkisi görülmektedir. Bu tavır, yani sözlü
kültür ürününü bir misyon devam ettiriliyormuşçasına sürdürme, milliyete ve
kültüre sahip çıkma düşüncelerini içine alan ideolojik bir bağlamda kullanma,
Kıraç’ın Eurovision şarkı yarışmasına yabancı şarkılar ile katılmaya başlayan
şarkıcılar için 2007 yılında yaptığı yorumlarda da kendini göstermektedir.
Kıraç, Sabah Günaydın’da yer alan bir söyleşisinde kendisine Eurovision’a
katılıp katılmayacağına ilişkin sorulan bir soruya “Eurovision başlı başına bir
facia. Bu mantık değişmediği müddetçe olmaz. […]. Ayrıca İngilizce konuşalım
maymunluğuyla oraya katılmayalım. Madem müzik evrensel o zaman Arapça [şarkıyla]
katılalım. Niye Arapça, Farsça konuşmuyoruz. Maymuna döndük.
Adam bir şarkı yapıyor, Türkler anlamıyor. Hepimiz İngilizce öğrenmek zorunda
değiliz”. Söyleşiyi yapanın “Peki nasıl katılmalıyız?” sorusuna ise Kıraç şöyle
cevap veriyor: “Yeni bir beste gerekmiyorsa bir türkü seçelim, gönderelim.
Mesela “Eşeği Saldım Çayıra” gayet güzel bir türkü. Onunla katılalım”.
Kral Magazin’deki bir söyleşisinde ise “Eurovision sömürgeleştiğimizin bir
kanıtıdır. Al ‘Mihriban’ı yeniden düzenle gönder. Bizi bu türküden daha iyi
anlatan bir şey var mı?” demektedir.
Şarkıcı, Cumhuriyet’teki bir söyleşinde “albümlerimde Türk müziğinin
formlarını alıp, Batı müziğinin alt yapısını kullandım.
Türküler üzerinde ciddi ciddi durmak için [son] albümüme türkü koymadım. Ama
türkülerden uzaklaşmış değilim. Dinleyiciler en Batı tarzındaki şarkılarda bile
bizim kendi kökenlerimizin lezzetini bulacaklar” şeklinde konu
hakkındaki görüşlerini dile getirmektedir. Bu ifadelerinde de görüldüğü üzere
Kıraç’ın özellikle de uluslararası platformda türküler konusundaki politik tavrı
belirgindir. Şarkıcı, milleti müzik konusunda temsil edecek şeyin kendi
kültürünün bir öğesi olan türkü olduğunun altını çizerken, bu türkülerin de
“yeniden düzenlenmesi”, yani Batılı müzik formları ile yeniden biçimlendirilmesi
gerektiğini de ileri sürmektedir. Bütün bu değinilen noktalar ışığında Anadolu Rock müziğinin halka, geleneğe ait motifleri kullanarak halk şiirini, türküleri
dönüştürme ve yeniden üreterek halkla buluşturma, böylelikle de kültüre ait
unsurların devamını sağlama gibi bir işlevi olduğu söylenebilirken, aynı zamanda
müzik piyasasında Batı sound’u içine oturtulan türküler ile halk kitlelerinin
çekilerek ekonomik bir potansiyel edinme kaygısının da güdüldüğü ifade edilmelidir. Bu bağlamda Kıraç’ın modern dünyada, “modernize” ettiği türkülerle
halkla buluştuğu, bu yolla devrinin sosyal ortamına eleştirilerini yönelterek
protest bir kimlik ortaya koymaya çalıştığı, kitle iletişim araçları kanalıyla
çekirdek bir dinleyici kitlesi
edinerek türküleri yeni hâlleriyle dinletip popülerleştirebildiği, böylelikle de
kültür endüstrisinden payını aldığı ve
kentli bir âşık rolü oynadığı değerlendirmesini yapabilmek de mümkündür.
KAYNAKLAR
*“Anadolu Rock”. .
*Adorno, Theodor W.. “Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken”. Cogito 36 (Yaz
2003).
*Behaque, Gerard Henri. “Müzik Performansı”. Çev. Mustafa Sever. Halkbiliminde
*Kuramlar ve Yaklaşımlar 1. Ankara: Millî Folklor Yayınları, 2005.
*Özdemir, Nebi. Medya, Kültür ve Edebiyat. Ankara: Geleneksel Yayınları, 2008.
*Titon, Jeff Todd. “Müzik, Halk ve Gelenek”. Çev. Murat Karabulut. Halkbiliminde
*Kuramlar ve Yaklaşımlar 1. Ankara: Millî Folklor Yayınları, 2005.
*Wolf-Knuts, Ulrika. “Folklorizm, Nostalji ve Kültürel Miras”. Çev. Selcan
Gürçayır.
*Folklorun Sahtesi: Fakelore. Ankara: Geleneksel Yayınları, 2007.
*.
*.
Seda UYANIK
http://www.millifolklor.com/tr/
http://www.millifolklor.com/tr/sayfalar/79/09_.pdf