.'Garbiyeli' adlı türkü albümü önümüzdeki hafta satışa sunulacak olan Kıraç,
türkülere burun kıvıranları eleştirdi: Asimilesin, sömürgesin, beynin kontrol
altında ve farkında değilsin!..

"Ben tüm yöreleri
hatta dünya halk şarkılarını çok seviyorum. Ben Türkmenim.
Yörük olduğum için o türküler daha çok ruhuma hitap ediyor." |
Kıraç'ın
yedinci albümü önümüzdeki hafta çıkıyor. Doğduğu şehir olan
Kahramanmaraş'ta esen 'Garbiyeli' rüzgarını albümüne isim yapan Kıraç,
sevdiği türküleri bu albümde topladı. Albümü için, "Bu albüm bütün
hikayenin başlangıcı ve sonucudur. Türküler benim yolumun en gerçek
masallarıdır" diyen Kıraç, 'Eleşkirt Türküsü'nden 'Çoban'a, 'Gelin
Ayşe'den 'Köprüden Geçti Gelin'e kadar 11 türküyü yorumladı. Geçen kasım
ayında Ayşe Şule Bilgiç ile evlenen ve baba olmaya hazırlanan Kıraç
'Gelin Ayşe' türküsünün albümde olma sebebini şöyle açıklıyor: "Çok
güzel bir tesadüf!"
|
* Bundan üç sene önce yaptığımız röportajda evleneceğinizi söylemiştiniz;
evlendiniz. "Türkü albümü yapmak istiyorum" demiştiniz, yaptınız. "Üç çocuk
istiyorum" demiştiniz, eşiniz hamile. Bir tek, film yapmak isteğiniz
gerçekleşmemiş...
Film işi biraz büyük bir iş. Onu da yaparım inşallah. Senaryosunu kendim
yazacağım. Zaman kolluyorum.
'GELİN AYŞE' TESADÜF OLDU
* 'Garbiyeli' önümüzdeki hafta dinleyicisiyle buluşacak. Bir tane daha türkü
albümü hazırlıyormuşsunuz. İkisi arasındaki fark ne?
Bu daha soft bir albüm. İkincisi rock bir albüm olacak. O da tamamen türkülerden
oluşuyor. Onun hemen sonrasında da kendi normal albümlerinden bir tanesini
yapacağım. Rock olan türkü albümünü mayıs ayında çıkartmayı planlıyorum. Kendi
şarkılarımdan oluşan albümüm ise sonbahara yetişecek.
* Niye iki albümü birleştirmediniz?
Öyle de olabilir mi diye düşündük, ama özeni kaçırabilirim diye vazgeçtim. Çünkü
o zaman içinde yaklaşık 24 tane çalışma oluyor ve çok ciddi bir durum bu.
Mutlaka hata oranı daha fazla, gözden kaçan şeylere müdahale etme olanağım daha
az olacaktı. Dinleyen için de sıradanlaşacaktı. İki albüm birlikte yapan
arkadaşlarımız da var tabii, ama bence sıkıntılı.
* Bu türküleri neye göre seçtiniz?
Anemin karnından itibaren dinlediğim, tüm hücrelerime kadar hissettiğim türküler
bunlar...
* Ayşe Şule Bilgiç ile evlendikten sonra çıkan ilk albümünüz bu. 'Gelin Ayşe'
türküsünü bu albüme almanız tesadüf mü?
Bence çok güzel bir tesadüf. 'Gelin Ayşe', dünya üzerinde duyduğum en güzel
melodidir, en güzel resmi anlatır. Türküleri söylerken gözümde o kadar güzel,
değişik duygular canlanıyor ki...
DALGA GEÇEN ACİZLER VAR
* Tarif edilebilir şeyler mi?
O duyguyu anlatamadığım için o türküleri söylüyorum ya. Türküleri tek gitarla
söylediğim zaman bana gerçekten Kaf Dağı'nın arkasından, çok masalsı geliyor.
Günümüzün algısından çok farklı. Peri padişahının kızından duyduğum melodilermiş
gibi. Hem uhrevi boyutu var hem spiritüel... Hem çok masumane hem de çok
gerçek...
* Türkülerin müzikteki son nokta olduğunu söylemişsiniz. Neyi kastettiniz bu
sözlerinizle?
Şöyle ifade etmeye çalışayım; diğer müzik türleri, türkülerin yanında biraz
yapmacık kalıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun dediği gibi, "Ne zaman bir köy
türküsü duysam şairliğimden utanırım..." Türküler kendinizi değersiz
hissettirmiyor ama çok küçük kalıyorsunuz onların yanında.
* Türküye burun kıvıran bir kesim var. Sizce neden burun kıvrılıyor?
Tamamen bilgisizlik ve cahillik. Kişinin yaşadığı toprakların öz damarları olan
türküleri bilmemesi, algılamaması tamamen bunlardan kaynaklanır. "Minareden at
beni in aşağı tut beni, ha ha ha ne salakça sözler bunlar!" diye dalga
geçenlerin bu sözleri aslında o kişinin ne kadar acizlik içinde olduğunu
gösterir. Bu, diğer ülkelerin halk şarkıları için de geçerlidir.
BEYNİN KONTROL ALTINDA
*
Diğer yandan da türküleri herkes bir şekilde bilir. Bu çelişki değil mi?
Evet, hepimiz biliyoruz söylüyoruz ama popüler şehir hayatımızda
barındıramıyoruz. Onları hep otantik, müzelik algılamaya çalışıyoruz. Oysa
türküler sizin kimliğinizi, yaşayışınızı, karakterinizi oluşturan
parçacıklardır. Siz, "Ben bunlardan oluşmak istemiyorum" diyebilirsiniz ama
böyle düşünen toplum için ben de şunu söylerim: Asimilesin, sömürgesin, beynin
kontrol altında ve farkında değilsin!
* Bir sonraki albümüzde türkülerinizin rock formatında olacağını söylediniz.
Neden olan haliyle değil?
Türkü bir söz ve ezgiden oluşuyor. Türkü evrenseldir. Aşık Veysel'in söylediği
söz sadece Sivas'ı mı ilgilendiriyor! "Benim sadık yarim kara topraktır" diyor.
Bunun anlamı çok nettir, gerçektir. Türkü herhangi bir yerde her zaman bir
enstrüman ile söylenebilir. Bu, onun özünü bozmak değildir ki...
* Bir kızınız olacak. Onu nasıl yetiştireceğinizi planladınız mı?
Acayip korkuyorum, ne halt edeceğim bilmiyorum. Büyük acı içindeyim. Devlet
okulu bile kalmadı doğru dürüst. Benim gibi düşünen aileler beni bir yerden
bulsunlar. Birleşip özel bir okul açalım 'en normal okul' diye. Türkçe eğitim
veren, edebiyat, müzik, tarih, bilim öğrenilen, ezber olmayan, sömürülmeyen bir
sistem istiyoruz. Gerçek bir Türkiyeli gibi, Anadolu insanı gibi, çağdaş,
medeni, Atatürkçü. Bu zor değil!
* Eşinizin hamileliği sizi etkiledi mi?
Daha baba olacağımı çok anlamış değilim ama çocuğumun geleceği ile ilgili
endişelerim var. Ben dünyayı kurtaramayacağımı anladım, belki kızım kurtarır.
Bu, işin esprisi. Herkes benim gibi olmak zorunda değil ama biraz daha fazla
olsaydık ne olurdu sanki!!!
* 2007 yılında, "İngilizce konuşma maymunluğu ile oraya katılmam" demiştiniz
ama yine İngilizce şarkıyla gidiyoruz Eurovision'a. Bu konudaki fikriniz sabit
mi?
Ben Hadise'yi ya da şarkıyı eleştirmem. 'Düm Tek Tek' kendi içinde herhangi bir
pop şarkısı ama İngilizce diyorsanız orası çok acıklı bir konu. Olan biteni
endişeyle seyrediyorum. Kimse olayı algılayamıyor. Bir olay bu kadar mı
anlaşılmaz olur!
* Ne açıdan?
Zaten Türkçe anlatmakta zorlandığın şeyi, bir başka dilde algılamamı istiyorsun.
Tüm Türkiye bu yabancı dil üzerine kuruldu ya... Neymiş, yabancı dilde matematik
öğreniyormuş... Yahu, matematikteki fizikteki o karmaşayı, o paradoksu Türkçe
bile anlamakta çıldırıyorsun; başka dilde çok zor. Dil insanın sahip olduğu en
büyük donanım. Böyle bir durumda sen diyorsun ki, 'ben kendi ülkemin değil başka
bir ülkenin dilini kullanacağım.' Dil genetiktir. Dilini kaybeden millet; ki
kaybettik biz, konuşmayı beceremiyoruz artık, her şeyini kaybetmiş demektir.
Millet, ulus, devlet olma özelliğini de kaybetmiştir. Şu an bir Amerikalı bizim
ülkemizde bizden çok daha özgür ve rahat...
Zara gözyaşı kıvamında
Türkücü olarak günümüz sesleri arasında en çok kimi beğeniyorsunuz?
Bir tek Şükriye Tutkun'u beğeniyorum. Bir kadın gibi işveli, tavrını vererek
söylüyor. Son dönemden bahsediyorum. Zara da çok güzel söylüyor ama çok keskin
bir karakteristiği var. Zara oynak türküleri bile gözyaşı kıvamında söylüyor.
Belki öyle hoşuna gidiyordur, bilemem... O kadar daraldım ki, gerçek bir kadın
sesi duymak istiyorum türkü söyleyen. Yumuşak ama güçlü, bağırmayan ama tizi
kuvvetli.
Eğitimsiz halkımız TV'ye çıkan herkesi sanatçı sanıyor!
İbrahim Tatlıses "Bana türkücü demeyin" demişti. 'Türkücü' olmak aşağılayıcı
bir şey mi?
Öyle mi dedi gerçekten! Bazı terimler yanlış söylene söylene bir algılanış
biçimi doğuruyor ya; aslında o kelime güzel bir şey ifade etse bile bayık,
çirkin, ucuz olarak algılanıyor; 'sanatçı' kelimesi gibi... Eğitimsiz, beyni
sömürülen halkımız için televizyona çıkan herkes 'sanatçı' ya! Türkü ve
türkücülük de bundan payını almış. İbrahim Bey o yüzden bunu söylemiştir.
'Türkücülük' kadar kirlenmiş bir tema daha vardır, o da aşk teması. Yanlış
cümlelerin içinde kullanılan değerli kelimeler gittikçe kendi değerlerini
kaybedip o cümleyi kuranın mantığında algılanmaya başlanıyor. Aşk da böyle
işte... Müzik hocam, "Aşk demeyiniz, sevda diyiniz. Sevda kirlenmemiştir" derdi.
Bakın şimdi 'türkücü' deyince bana da bir acayip geldi. Türkücü eşittir 'Muhsin
Bey' filmindeki Uğur Yücel... Köyden gelmiş, "Ben şarkı söyleyip şöhret
olacağım" durumu...
İpek Durkal
Sabah-Günaydın